GÖKYÜZÜ İLE YERYÜZÜNÜN SEMBOLİK BAĞLANTISI : ASTROLOJİ

 

 

İnsanlık olarak genel eğilimimiz, dışımızda olan şeylerin aslında bizimle bir ilgisi olmadığını düşünmektir. Bunlar, kapımızın önündeki çöpler, dışarıdaki insanlar, olaylar, öbür ülkelerdeki savaşlar, dünyanın öbür ucundaki kavgalar olduğu gibi, aynı zamanda dışarıdaki ‘gökyüzüdür’. Hatta gökyüzü bu anlamda bizimle diğerlerinden daha da ilgisiz ve uzakta görünür, çünkü dünyamızda bulunan ve fiziksel olarak en uzağımızdaki şeylerden bile milyonlarca kat uzaktadır.

Güneş’i, ayı, gezegenleri, yıldızları bizim çok dışımızda hayranlık uyandırıcı seyirlik objeler  olarak algılayabiliriz. Bunların dışsal oluşumlar olarak fiziksel, kimyasal yapılarını inceleyebiliriz ya da bizim dışımızdaki evrende  neler olduğunu anlamak üzere araştırma yapabiliriz. Bunlar kuşkusuz sonsuz faydaları olan ve gerekli çalışmalardır. Ancak gökyüzü bizim için bunlardan daha fazlasını içerir.

Gökyüzündeki hareketlerin ve cisimlerin bizi fiziksel olarak etkileyip etkilemedikleri veya ne kadar etkiledikleri astrofiziğin keşfedeceği bir konudur, gökyüzünde olan hareketler ile yeryüzündeki olayların, koşulların ve durumların ilişkisini araştıran bir disiplin olan astrolojinin konusu ise daha farklı bir boyutla ilgilidir. Astroloji gökyüzündeki olaylar ile yeryüzündeki olaylar arasındaki zamandaşlığı veya bağlantıyı inceler. Astrolojinin bahsettiği ‘gökyüzü’ -yaygın inanışın aksine- bize yukarıdan müdahale edip ne yapacağımıza karar vermez, sadece yeryüzünden göründüğü haliyle resmedilmiş dizilişleri ve döngüleriyle sembolik bir şablon olarak nelerin zamanının geldiği, doğamız için nelere ihtiyaç duyduğumuz konusuna işaret eder.

 

Gökyüzünde sergilenen tiyatro bize bir şey anlatmaktadır ve onu izleyip eğlenmekten başka, yolumuzu bulmak için bir yol haritası olarak kullanmamız mümkündür. Engin okyanuslarda denizcilerin -dışsal olarak- yollarını bulurken olduğu gibi içsel yolumuzu bulurken de gökyüzünün işaretleri geçerlidir. Güneşin, ayın dışsal zamanımızı –saat, gün, ay, vs- ayarlamak için mükemmel işaretçiler olduğu su götürmez bir gerçektir. Ancak sembolik olarak düşünüldüğünde içsel zamanımıza da ışık tuttukları bir gerçektir.

 

Daha yakından ve dikkatli baktığımızda yukarıdaki düzenin içimizdeki düzene benzerliklerini keşfedebiliriz. Böylelikle astrolojinin konusuna adım atmış oluruz. Güneşin etrafında dönen gezegenler gibi, bir benlik (egonun çekimi) etrafında dönen psikolojik fonksiyonlar; duygular, düşünceler, inançlar. Ay’ın gelgitleri gibi ruh halimizdeki dalgalanmalar. Gecenin karşısındaki gündüz gibi kişiliğimizin bilmediğimiz karanlık ve gölge yönleri karşısında farkında ve bilincinde olduğumuz aydınlık ve parıltılı yönleri… Dışarıdaki düzen içeride de aynen sürer. Bu yüzden gökyüzünün düzeni her yerde var olan aynı düzeni anlamak için önemli bir anahtardır. Gezegenlerin döngüleri insanların hayatlarındaki döngülerden farklı değildir, yukarıdaki bir oluşumun sancısı insanın içindeki, kendini oluşturma sancısından ayrı değildir. Bu tür bir yaklaşım için rasyonel bakıştan biraz daha öteye gitmemiz, yukarıdakiyle aşağıdakini birbiriyle bağlantılı bir bütün olarak algılayabilmemiz gerekir.

 

Stephen Arroyo Astroloji, Psikoloji ve Dört Element kitabında astrolojinin sembolik dilinin evrenin bir bütün olduğunu ve bir bütünün içinde o bütüne benzer daha küçük bütünlerin var olduğu varsayımınından yola çıkan Holizm (bütüncüllük) felsefesi çerçevesinde düşünülürse tam ve verimli olacağını söyler. I Ching ve simya teorisi, mikrokozmoz- makrokozmoz ve holistik yaklaşım kozmosun  her bir parçası içerisinde kendi benzerini yansıttığını ifade eden daimi felsefe örnekleridir. Astroloji de bu bütüncül felsefeyle yola çıkar.

 

Kadim bilgelikle yönetilen ve saf doğalarına bağlı halklar arasında bütünlük, günlük hayatın bir biçimidir. Her yaptıkları işte yakın çevreleriyle olduğu kadar yaşamakta oldukları anda, doğanın tümüyle ve  altında bulundukları gökyüzüyle ilişki halindelerdir. Bütünün bir parçası oldukları bilinciyle hareket ederler. Ve doğanın sembolik dilini hayatlarına rehberlik etmesi için kullanırlar.

 

Eğer karşıdan baktığımız gökyüzünün ve dışımızdaki doğanın bizden farklı bir şey olduğunu  düşünür ve onunla olan ilişkimizi sekteye uğratırsak kendimizle ve içimizle olan ilişkimizi de kesmiş oluruz. Eksikliğini hissettiğimiz yaşam bilgeliği aldığımız kızılderili, sufi, budist, bilgeliğini anlatan kitapların satırlarında uygulanmadan kalır. Oysa kendimizi yerle, gökle, evrenle ilişkili ve bir bütün içinde hisseder ve ona göre hareket edersek, o zaman bu bilgeliği günlük hayatımıza katmış, bu kitapların arasına kendi kişisel kitabımızı eklemiş oluruz.

 

Astroloji kişiye bu tür bir bilgelik kazandırabilir, çünkü doğanın önemli bir parçası olan gökyüzüyle insanın kişisel bir ilişki kurmasına imkan verir. Gecenin karanlığından öğrendiğini insanın içindeki karanlıklarını çözmek üzere kullanır. Binlerce yıllık yerleşmiş sembolik diliyle, gökyüzünün döngülerini, devinimlerini kişinin içinde bulunduğu an için kullanımına sunar.  Kişinin kendi ritmini evrenin ritmiyle düzenlemesine yardım eder.

 

Tıpkı mükemmel şekilde bestelenmiş bir senfoninin kişinin düşüncelerini düzene soktuğu,

iyi düzenlenmiş bir jimnastiğin  kalp ritmini yola koyduğu, olağanüstü bir sanat eserinin kişinin ruhunu dengelediği gibi,  4000 yıldır tüm kültürlerde gökyüzünün insanla ilgisini incelemiş ve rehberlik etmiş astroloji de yaşam yolumuzu düzene sokabilir. Bu sayede gökyüzünün ritminden öğrenebilir, çatışmak yerine evrenle uyum içinde olmayı becerebiliriz. Bu da bize doğru yolda ve güvende olduğumuz hissini verir. Bu his ise yaşamda en çok içinde boğuştuğumuz anlamsızlık ve saçmalık duygusunun panzehiri olur.

Ayşem Aksoy

2007 Eylül

Bluist Dergisi Yazısı

 

© 2008 Aysem Aksoy
İzin almadan, isim veya kaynak belirtilmeden alıntı yapılamaz.

www.aysemaksoy.com